Bu aşkın kahramanı sen ve ben adlı romanından bir kesit

Bu güzel duyguları yaşattığın için teşekkür ederim. Seni unutmayacağım, yazmış imzalamış ve kırmızı rujlu dudakları ile mühürlemiş.
Ali bu kâğıdı hatıra olarak ömür boyu saklamak için özel defterinin arasına koydu.
O yıl okul sona erdi artık iple okulun açılacağı gün çekiyordu. Hiç bu güne kadar okulun açılmasını bu kadar çok istememişti. Önceden hemen bitiveren o kısacık yaz tatili uzadıkça uzadı. Birçok kere o yaz günlerinde özellikle ilçede semt pazarı kurulan haftanın Salı günleri her sabah erkenden köy arabalarının insanları son durak olarak indirdiği garajda ki, Müzeyyen ile ilk tanışmalarına sebep olan bankı ziyaret etti. Saatlerce orada oturdu. Sadece Müzeyyen’ i görmekten başka hiçbir amaç ve gayesi olmadan saatlerce oturdu. Enteresan olan ve onun çok garibine giden şeylerden biri de, hiçbir vatandaşın gelip, delikanlı sen burada niçin otuyorsun, kimi bekliyorsun diye soran olmamıştı. Müzeyyen de gelmemişti. Koskoca yaz tatili bu şekilde sona erdi.
Okul başladı, ancak Ali nasıl olsa okulun ilk günleri ders olmaz diye, okula gitmedi. Ancak Müzeyyenin okulunun oralara uzaktan uzağa takıldı. İlk zamanlar gözü hep Müzeyyeni arıyordu. Ancak Müzeyyen’ i bir türlü göremedi. O da büyük ihtimal köyde işler olduğu için babası göndermiyor diye düşünüyordu. Bunu ancak kendisine Müzeyyen’ den haber getiren kızdan öğrenebilirdi. Onundu ismini bilmiyor, simasını da çok net hatırlamıyordu. Onun için okulun yakınlarında bulunuyordu ki belki Müzeyyen’in arkadaşı beni görür bir şekilde Müzeyyen hakkında bilgi alırım diye düşünüyordu. Ona şimdi okulun kapısından çıkıverecekmiş gibi geliyordu. Bekledikçe umutları tükeniyordu. Perşembe gününe kadar bekledi. O gün sabahleyin erkenden Müzeyyen’ in arkadaşını gördü. Onun halini hatırını bile sormadan;
—Müzeyyen’ in nerede olduğunu sordu. Pazartesiden bu güne kadar buralarda sokakta onu bekliyorum. Ne seni görebildim, ne Müzeyyeni.
Üzgün olduğunu belirtir bir şekilde dudaklarını bükerek;
Ben de bugün geliyorum ilk defa okula, Müzeyyen’ i şuana kadar görmedim. Sahi biraz önce bir arkadaşı gördüm. O Müzeyyen’ in de daha gelmediğini söyledi. Ama merak etme ben sana onun köyünden gelen üst sınıflarda okuyan bir erkek öğrenci var, ona sorar öğrenir, sana bilgi veririm.
Bu sözlere çok sevinen Ali;
—Beni habersiz bırakma, olduğum yerde senin gelmeni bekleyeceğim. Lütfen her durumda bana dönersen sevinirim.
—Tamam, bahsettiğim çocuk okula geldiyse eğer hemen öğrenip geleceğim, bekle beni, diyerek okula doğru gitti. Ali merakla bekliyordu. Fazla geçmeden ismini bile henüz soramadığı kız karşıdan göründü. Heyecanlanıp, kalp atışları hızlanınca kız önünde bitiverdi, ancak bir insanın en yakını ölürde kendisine nasıl söyleyeceğini bilemezsin ya lafı dolandırmak istersin ama dolandıramazsın hesap etmediğin bir şekilde söyleyiverirsin ya, işte öyle;
—Sizin için çok üzgünüm. Bu kötü haberi benden duymanızı istemezdim.
Ali’ nin sabredecek hiçbir an ve durumu kalmamış sert bir şekilde;
—Lafı gevelemeyin lütfen açık ve net bir şekilde neyse onu söyleyin?
—Müzeyyen ailesi ile birlikte şehre taşınmış, büyük bir ihtimal orada bir okula yazılmış.
Ali bitti, öylece kalakaldı. Hiçbir tepki vermedi. O koskocaman yirmi yedi bin nüfuslu ilçe ters geldi de üstüne yıkıldı. O hala ezilmeyerek, o kadar yük omuzlarındaydı. Kullandığı güç, limitin son haddine gelmişti ki bacakları olduğu yerde sallanıyordu. Ancak okul kıyafeti olan pantolonu geniş olduğundan yakayı ele vermiyordu. Bir süre öylece ruh gibi bekledi. Anlamsız anlamsız baktı etrafına, Müzeyyen bu okulu bıraktıysa, bu okul ne diye hala duruyor burada? Müzeyyen bu sokaklarda yürümeyecekse boşuna sırtında taşımasın bu ağır kaldırım taşlarını, Karşısında öylece kalakalmış kıza, sen niye geldin ki, Müzeyyen alıp gelmeden bu okula? Karşıdan gelen bir öğretmeni gördü. Ona da Müzeyyen yoksa bu okulda kime anlatacaksın dersi? Şeklinde içinden sessiz sessiz envai çeşit anlamsız sorular sorarken, beynine hafiften hafife oksijen gitmiş olmalı ki, birazcık mantıklı bir soru da kendine sordu;
—Müzeyyen’ in olmadığı bir okulda senin ne işin var ki? Ardından kendisi cevap verdi. Bu şehirde sen olmasan da, bu okulda sen okumasan da, bu sokaklarda sen yürümesen de, Seni ve seninle şereflenen bu şehrin bütün mekânlarını hep seveceğim.
Müzeyyen içimde kalan bir şey daha var. O da yüzüne sesli bir defa da olsa, seni seviyorum diyemedim. Ne acıdır ki, duymadığını bile bile Seni seviyorum Müzeyyen.
Ali oradan Müzeyyen’ in arkadaşına hiçbir şey demeden, kızı öylece ayaküstü bırakarak oradan ayrıldı. Kendisi de nereye gittiğini bilmiyordu. Bir süre yürüdükten sonra Müzeyyen ile ilk tanıştıkları gün vakit geçirmek için gittikleri ilçenin futbol sahasında buldu kendini, önceden oturdukları koltuklara giderek, oturdu. Vücudu bu haberin ardından o kadar kasılmıştı ki, ne yaptığını ne ettiğini bilmemekte, hatta konuşamamaktaydı. Vücut birden kendini bıraktı. Gözlerin yaşlar boşandı. Hıçkırıklar içinde, kimsecikler olmadığı için sesini yükselterek ağladı.
Bazı insanlar gibi Ali’ de o gerginliğini, ağlamasının ardından atmıştı. O gerginlikten eser kalmamış, pamuk gibi olmuş ve rahatlamıştı. Akşam olmak üzeredir. Güneş gün boyu yorulmuş dağın üzerine yaslanmış, bütün ağırlığını gölgelere salmıştı. Her yerde gölge olmuş, havada kararmaya yüz tutmuştu Ali evin yolunu istemeyerekte olsa tutmuştu. Ancak ayaklarına birileri kum torbası bağlamış gibi vücuduna ağır geliyordu. Devamlı ona nasıl ulaşabileceğini düşünüyor, ancak bir türlü çözüm yolu bulamıyordu.